Hubris Sendromu

hubrşs sendromu, ego zehirlenmesi, tanrısal ego
Hubris sendromu bir tür kişilik bozukluğu mu?

Hubris, Antik Yunan’da kibir anlamına gelir. Tanrısal ego, güç zehirlenmesi, kibir sendromu olarak da adlandırılabilir.

Hubris sendromu, abartılı gurur, baskın bir kendine güven ve kendinden başkalarını içten bir küçümseme duygusu ve gerçeklikten kopuş ile karakterize bir kişilik bozukluğudur.

Hubris sendromu diğer kişilik bozuklukları gibi belli yaş aralıklarında ortaya çıkmaz; belli süre gücü elinde tutan bireylerde yaştan bağımsız olarak ortaya çıkabilen bir kişilik bozukluğudur. Hubris sendromu lider pozisyonuna gelen politikacıların yakalanma riski daha yüksek olan bir rahatsızlıktır.

Tanı Kriterleri

  1. Dünyayı öncelikli olarak güç gösterisi ve zafer arayışının arenası gibi görmeye yatkınlık (Narsistik kişilik bozukluğu)
  2. Kendi imgesini zenginleştirmek için kendisini hep iyi gösterecek durumlarda bulunmaya eğilim (Narsistik kişilik bozukluğu)
  3. İmaj ve görünümle ilgili orantısız kaygı (Narsistik kişilik bozukluğu)
  4. Gündelik etkinliklerinden mesihvari bir tarzda bahsetmek ve yüceltilmeye yatkınlık (Narsistik kişilik bozukluğu)
  5. Kendisiyle ulusu ya da kurumu özdeşleştirmek, kendi bakışı ve çıkarlarıyla ulusun/ kurumunkini özdeşleştirmek (Özgül kriter)
  6. Kendisinden üçüncü tekil şahıs zamiriyle ya da “biz” diye söz etmek (Özgül kriter)
  7. Kendi yargılarına aşırı güven ve başkalarının öneri ve eleştirilerini küçümsemek (Narsistik kişilik bozukluğu)
  8. Her şeyi kişisel olarak başarabileceğine dair kadiri mutlaklık hissi ve abartılmış kendine inanç (Narsistik kişilik bozukluğu)
  9. Çevresindeki fanilere ya da halka değil, tarih ve Tanrı’ya hesap vereceği inancı (Narsistik kişilik bozukluğu)
  10. Tanrı ve tarih karşısında haklı bulunacağına dair sarsılmaz inanç (Özgül Kriter)
  11. Sıklıkla artan bir yalnızlaşmanın eşlik ettiği gerçeklik duygusunun kaybı (Antisosyal kişilik bozukluğu)
  12. Huzursuz, acelecilik, pervasızlık ve dürtüsellik (Özgül Kriter)
  13. Ahlaki doğruluğu pratiklik, bedel ve sonuçların değerlendirilmesini önlemek için kullanma (Özgül)
  14. Kibirli yetersizlik; kendisine aşırı güvenen lider politikanın girdisi çıktısı hakkında kafa yormadığından işler yolunda gitmemektedir. (Histrionik kişilik bozukluğu)

    (Owen and Davidson 2009)

Hubris sendromunun 14 tanı kriterlerinin 7’si Narsistik Kişilik Bozukluğunun tanı kriterlerine de uyar. Bu açıdan bakıldığında bu sendromu narsistik kişilik bozukluğunun alttipi yada aynısı olup olmadığı düşünülebilir. Bununla birlikte hubris sendromunun tanı kriterlerinin ikisi antisosyal kişilik bozukluğu ve histrionik kişilik bozukluğu ile uyumludur. Tanı kriterlerinin 5’i ise bu sendroma özgüdür.

Tanı koyabilmek için aşağıdaki sayılan 14 dört bulgudan, 3 veya daha fazlası mevcut olmalıdır ve hubris sendromuna ait en az bir kriterin de mevcut olması gerekir.

Hubris sendromu, ilk kezi Psikiyatrist David Owen ve Jonathan Davidson tarafından dile getirilmiş, 2010 yılında tıp dünyasının önemli dergilerinden biri olan Brain’ de yayınlanmış.

Kaynak
1. brain.oxfordjournals.org

Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Cinsel İşlev Bozukluğu

Cinsel işlev bozuklukları sık görülen rahatsızlıklardandır.

İstatistikler erektil bozukluğu olan erkeklerin %20–50’ sinde organik temelin olduğunu göstermiştir.

Kastrasyon (testislerin alınması) kişiye bağlı olarak her zaman cinsel işlev bozukluğuna yol açmaz. Kastrasyondan sonra da ereksiyon devam edebilir.

Kadın genital bölgesinde yapılan tüm cerrahi işlemlerin tahminen %30’ u geçici disparoni ile sonuçlanmaktadır.

Kişinin enerjisini tüketen hastalıklar, fiziksel ve psikolojik uyum gerektiren süregen durumlar ve kişinin deprese olmasına neden olabilen ciddi hastalıklar hem erkekte hem de kadında cinsel istekte belirgin azalmaya neden olabilir.

Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Cinsel İşlev Bozukluğu DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  • Belirgin bir sıkıntı ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklar doğuran, klinik açıdan önemli cinsel işlev bozukluğu klinik görünümün önde gelen bozukluğudur.
  • Öykü, fizik muayene ya da laboratuar bulgularından elde edilen verilerde, cinsel işlev bozukluğunun genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkileri ile tam olarak açıklanabileceğine ilişkin kanıtlar vardır.
  • Bu bozukluk başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz (örn. Majör Depresif Bozukluk)

 

Madde Kullanımının Yol Açtığı Cinsel İşlev Bozukluğu

madde kullanımı
Madde kullanımı, fiziksel, psikolojik ve sosyal bütün bileşenleri olumsuz etkiler.

Küçük dozlarda, maddelerin birçoğu anksiyeteyi ve inhibisyonu azaltarak veya duygudurumda geçici bir artışa neden olarak cinsel performansı arttırmaktadır. Fakat devamlı kullanımlarda, erektil, orgazmik ve ejekülatuar kapasite bozulur.

Sedatif, anksiyolitik, hipnotik ve özellikle opiat ve opioidlerinin kötüye kullanımı hemen hemen her zaman isteği baskılar. Alkol inhibisyonu ortadan kaldırarak cinsel aktivitenin başlatılmasını kışkırtabilir, fakat performansı bozar. Kokain ve amfetaminler benzer etkilere neden olur.

Madde Kullanımının Yol Açtığı Cinsel İşlev Bozukluğu DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  • Belirgin bir sıkıntı ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklar doğuran, klinik açıdan önemli bir cinsel işlev bozukluğu klinik görünümün önde gelen bozukluğudur.
  • Öykü, fizik muayene ya da laboratuar bulgularından elde edilen verilerde, cinsel işlev bozukluğunun, aşağıdakilerden (1) ya da (2)’nin bulunması ile gösterildiği üzere, madde kullanımı ile tam olarak açıklanabileceğine ilişkin kanıtlar vardır.
    1. A Tanı ölçütündeki semptomlar Madde Entoksikasyonu sırasında ya da sonraki bir ay içinde ortaya çıkmıştır.
    2. İlaç kullanımı bu bozuklukta etyolojik açıdan ilişkilidir.
  • Bu bozukluk madde kullanımının yol açmadığı bir Cinsel İşlev Bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz. Semptomların, madde kullanımının yol açmadığı bir Cinsel İşlev Bozukluğuyla açıklanmasının daha doğru olacağına ilişkin kanıtlar arasında şunlar sayılabilir: semptomlar madde kullanımına ya da bağımlılığına ( ya da ilaç kullanımına) başlamadan önce ortaya çıkmıştır;semptomlar entoksikasyondan sonra oldukça uzun sürmüştür (örn. yaklaşık bir ay) ya da kullanılan maddenin türü, miktarı ya da kullanım süresi göz önünde bulundurulduğunda beklenenden önemli ölçüde daha uzun sürmüştür ya da bundan bağımsız olarak madde kullanımının yol açmadığı bir Cinsel İşlev bozukluğunun (örn. rekürran madde kullanımının yol açmadığı epizotların olduğuna ilişkin bir öykü alınması) varlığını düşündüren başka kanıtlar vardır.

Orgazmik Anhedoni

Orgazmik Anhedoni
Orgazmik Anhedoni

Orgazm cinsel uyarıya verilen nörolojik cevaptır. Orgazmda cinsel uyarının beynin belirli bölgelerinin uyarması sonucu  istemsiz motor hareketler ve zevk tatmin, zevk gibi duygular ortaya çıkar. Orgazmik anhedoni, kişide fizyolojik komponentlerin sağlam olmasına rağmen orgazm hissi olmamasıdır. Bu nedenle bu rahatsızlık Haz Disosiyatif Orgazmik Bozukluk ( pleasure dissociative orgasmic disorder ) olarak da bilinir.

Orgazmik anhedoni ejakülasyonun gerçekleştiği ancak kişide doyumla nitelenebilecek olan orgazmın gerçekleşmediği görüşüne dayanan bir kavramdır. Erken boşalma ve sertleşme bozukluğu’na göre nadir gözlenen bu bozukluğun genel prevalansının %5 olduğu bildirilmiştir.

Sebebi sıklıkla cinsel haz deneyimleri hakkındaki aşırı suçlulukla ilgilidir. Bu duygular bir tip dissosiyatif yanıt yaratırlar, bu yanıt orgazm deneyiminin duygusal komponentini bilinçten izole eder.

Prematür Ejakülasyon (Erken Boşalma)

Erken boşalma, en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur.

Erken boşalma, prematür ejakülasyon veya ejaculatio praecox, en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğudur. Prematür ejakülasyonu bulunan erkekler sürekli ve tekrarlayıcı olarak, isteğinden önce orgazm ve ejakülasyona ulaşırlar. İşlev bozukluğunu saptayan kesin bir zaman aralığı bulunmamaktadır; bir erkek cinsel birleşme gerçekleşmeden önce ya da gerçekleştikten hemen sonra boşalıyorsa tanı konur.

Erken boşalma (Prematür ejekülasyon) tanımı bireyler için farklılık gösterebilir. Eğer erkek cinsel birleşmelerin en azından yarısında partnerini tatmin edebilmek için boşalmayı (ejekülasyonu) yeteri kadar denetim altında tutamıyorsa Prematür ejakülatör olarak kabul edilir.

Prematür ejakülasyon (erken boşalma) günümüzde yüksek okul mezunu erkeklerde, daha düşük eğitim seviyesindekilere oranla daha yaygındır.

Bozukluğun partnerin memnuniyeti ile ilgili endişelere bağlı olduğu düşünülmekte; fakat hastalığın gerçek sıklığı belirlenmemiştir. Cinsel bozukluk nedeniyle tedavi gören erkeklerin yaklaşık %35–40’ ın da başlıca yakınma prematür ejakülasyondur. Süregelen ilişkilerde partnerin prematür ejakülasyonu olan erkek üzerinde büyük etkisi vardır.

Prematür Ejakülasyon (Erken Boşalma) DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  • Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, çok az bir cinsel uyarılma ile ve kişinin istemesinden önce, vajinaya girme öncesi, girer girmez ya da hemen sonra ejakülasyonun olması. Klinistyen, yaş, cinsel eş ya da durumun yeni olması ve son zamanlardaki cinsel etkinliğin sıklığı gibi uyarılma evresinin süresini etkileyen etkenleri göz önünde bulundurmalıdır.
  • Bu bozukluk, belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
  • Prematür ejakülasyon sadece bir maddenin (örn. opiyatların bırakılması) doğrudan etkilerine bağlı değildir.

Erkekte Orgazm Bozukluğu

Erkekte orgazm bozukluğu yeterli ereksiyon ve uyarılmaya rağmen orgazmın gecikmesi ya da yokluğudur.

Normal ereksiyon ve yeterli uyarılma sonrası orgazmın gecikmesi ya da yokluğudur. Erkekte orgazm bozukluğunda (inhibe erkek orgazmı, ketlenmiş orgazm, gecikmiş ejakülasyon), erkek cinsel birleşme esnasında ejakülasyonu oldukça güç başarır.

Bazı araştırmacılar, orgazm veya ejakülasyonun ayırt edilmesi gerektiğini düşünürler. %5 genel yaygınlık bildirilmiştir.

Bazı erkeklerde ejakülasyon yetisi kaybı, kadına karşı ifade edilemeyen düşmanlığı yansıtır. Sorun obsesif-kompulsif bozukluğu bulunan erkekler arasında daha yaygındır.

Erkekte Orgazm Bozukluğu (önceki adı İnhibe Erkek Orgazmı) DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  • Klinisyenin, kişinin yaşını göz önünde bulundurduğunda, yoğunluğunun ve süresinin yeterli olduğunu düşündüğü cinsel etkinlik sırasında, olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, orgazmın gecikmesi ya da olmaması.
  • Bu bozukluk, belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
  • Bu orgazm bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. Kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

Teşhircilik (Egzibisyonizm)

Teşhircilik
Teşhircilik, cinsel organlarını bir yabancıya veya tahmin etmeyen birine göstererek cinsel haz ve doyum alma

Teşhircilik, Egzibisyonizm olarak da bilinir, cinsel organlarını başkalarına göstererek haz ve doyum sağlama. Cinsel teşhir hem hayvanlarda, hem de insanlarda cinsel eylemi başlatan davranışlardan biridir. Ama mahrem bir ilişki çerçevesinde yer almadığı sürece bu davranış, cinsel sapma olarak değerlendirilir. Teşhircilerin genellikle tehlikesiz olmasına karşın ‘kurban’ çoğu zaman bu davranışı tehdit edici olarak algılar; teşhirden sonra çok ender olarak şiddet ya da cinsel saldırıya rastlanır.

Teşhirci kurbanının iğrenme ya da korku gibi tepkilerinden de haz ve doyum sağlayabilir, ama heyecanlanması için böyle bir tepki gerekli değildir. Zihinsel bir travma ya da çok yakın birinin kaybedilmesinden sonra teşhirciliğe yönelen kişiler görülmüştür. Ama kronik teşhircilerde genellikle ciddi bir kişilik bozukluğu vardır.

Birinin cinsel organlarını bir yabancıya veya tahmin etmeyen bir kişiye tekrarlanan gösterme zorlanmasıdır. Cinsel heyecan meydana çıkarmadaki bekleyişle oluşmakta ve orgazm olay sırasında veya olaydan sonra mastürbasyon ile sağlanmaktadır. Vakaların hemen %100’ün de egzibisyonizm kişiler kendini kadınlara teşhir eden erkeklerdir.

Egzibisyonizm ( Teşhircilik, Göstermecilik) DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  • En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin genital organlarını, bunu beklemeyen bir yabancıya göstermesi ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.
  • Kişi, bu cinsel dürtülerine göre davranmaktadır ya da bu kişinin cinsel dürtüleri ya da düşlemleri (fantezileri) belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası sorunlara neden olmaktadır.

Kadında Orgazm Bozukluğu

Kadında orgazm bozukluğu yaklaşık olarak kadınların %30’unda görülmektedir.

Kadında orgazm bozukluğu (Ketlenmiş kadın orgazmı, anorgazmi), kadında orgazmın sürekli veya yineleyici olarak ketlenmesi şeklinde tanımlanır.

Bu kadının koitus (cinsel birleşme) veya mastürbasyonla orgazm olmamasıdır. Birçok kadın cinsel birleşme esnasında manuel klitoral (el ile klitorisin uyarılması) uyarı ve penil vajinal uyarı kombinasyonu ile orgazma ulaşır. Orgazm sıklığı yaşla artar.

Yaşam boyu kadın orgazmik bozukluğu evli olmayanlarda evli kadınlara göre daha sık görülmektedir. 35 yaş üzeri kadınlarda orgazmik gücün artması, psikolojik ketlenmenin azalması cinsel deneyimlerin artması ya da her ikisi ile açıklanır.

Tüm nedenlerden kadın orgazm bozukluğunun yaygınlığı %30 olarak tahmin edilmektedir.

Birçok psikolojik etken kadın orgazm bozukluğu ile ilişkilidir. Bu etkenler arasında cinsel partner tarafından reddedilme, vajinaya zarar, erkeklere düşmanlık ve cinsel dürtülerle ilgili suçluluk duyma korkuları bulunur. Bazı kadınlar için orgazm denetiminin kaybı; saldırgan, yıkıcı ya da vahşi dürtüler ile eş anlamlıdır; bu dürtülerden korkuları uyarılmaya da orgazmın ketlenmesi şeklinde ifade edilebilir.

Kadında Orgazm Bozukluğu (Önceki Adı İnhibe Kadın Orgazmı) DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  • Olağan bir cinsel uyarılma evresinden sonra orgazmın sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmaması. Kadınlar, orgazmı tetikleyen uyarının türü ya da yoğunluğu açısından büyük bir değişkenlik gösterirler. Kadında orgazm bozukluğu tanısı, kadının yaşı, cinsel deneyimi ve aldığı cinsel uyaranların yeterliliği açısından baktığında klinisyenin kadının orgazm olma yetisinin beklenenden daha az olduğu yargısına varması temeline dayanmalıdır.
  • Bu bozukluk, belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
  • Bu orgazm bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. Kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel bir tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkenlerine bağlı değildir.

Erkekte Erektil Bozukluk

erektil bozukluk, iktidarsızlık, erektil disfonksiyon
Erektil Bozukluk cinsel birleşme için gerekli ereksiyonun başarılmasında ve sürdürülmesindeki yetersizliktir.

Erektil bozukluk cinsel birleşme için gerekli ereksiyonun başarılmasında ve sürdürülmesindeki yetersizlik olarak tanımlanmaktadır. Erektil bozukluk, erkekte erektil bozukluğa erektil disfonksiyon ve empotans da denir. Tüm erkeklerin %10-20’sin de edinsel erektil bozukluk bildirilmiştir. Empotansın sıklığı yaşla artar.

Erkek erektil bozukluğu nedenleri organik ya da psikolojik veya ikisinin kombinasyonu olabilir, fakat sıklıkla psikolojiktir. Eğer bir erkek, ilişkiye girmeyi düşünmediği zamanlarda sabah ereksiyonları veya mastürbasyon yaptığında veya her zamanki partnerin dışında biriyle beraber olduğunda spontan ereksiyonlar bildiriyorsa, empotansın organik nedenleri dışlanabilir ve pahalı tanı yöntemlerinden kaçınabilir.

Empotans partnerler arasındaki zorlukları yansıtabilir, özellikle erkek ihtiyaçlarını ve kızgınlığını doğrudan ve yapıcı bir biçimde iletemezse.

Erkeklerde Erektil Bozukluk DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  • Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, yeterli bir ereksiyon sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene dek bunu sürdürememe.
  • Bu bozukluk, belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
  • Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir Cinsel İşlev Bozukluğu dışında) ve sadece bir maddenin (örn. Kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.